Ceyda Tuğçe Hakkında

Ceyda Tuğçe Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezuniyet projesi üçüncüğüyle 2013'de mezun olmuştur. 2015 yılında aynı üniversitede resim öğretmenliği programını tamamladı. Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nde sanat eğitimi vermektedir. 2011 yılından bu zamana kamusal sanat çalışmalarını sürdürmektedir. Kentin yapısından beslenen sanatçı, farklı mediumları kullanarak kamusal sanat üzerine işlerini üretir. Kamusal alan sorgusuna Heidegger’in penceresinden bakarak ‘’inşa etmek’’ "bauen’’ kavramları üzerine barınılan yapıların ilkellikten modern zamana gelişindeki süreci kaya yapısı ile mekanlar ve yapılar arasında denge kurar. Gerçekte var olan mekanların fotoğraflarından kurgular ile gündelik hayatın yapılarını, doğa formunu birleştirerek algılarımızda yeniden inşa sürecini başlatır.


Üretim sürecinde kendini nasıl tanımlıyorsun? 

Kendimi kaydedici olarak tanımlıyorum. Unutmamak için hatırlatıyorum. Sanat da bu noktada yaratım gücü ile zemin sağlıyor. 

Günümüzde sanatın sorguladığı asıl soru nedir sence? 

Fikir. Neye dokunuyorsun, ne kadar buradasın? 

Yaşadığın yer sanatsal üretimini nasıl etkiliyor? 

İstanbul benim beslendiğim alan, sorunlarıyla çarpıklarıyla tüm halleriyle çok sevdiğim bir yer. Şehirle arama koyduğum mesafeyi terapi gibi dönüştürerek sanatıma dahil ettim. Çalıştığım yer Yeldeğirmeni ve çevresindeki atölye atmosferi beni çok motive ediyor. Her gün sanat üretim alanı içerisinde olmak  bir halka gibi benim de üretim gücümü arttırıyor.  

Hayat felsefen nedir? 

Anlamak ve anlatabilmek. Zihin dünyam ile gerçek dünya arasında özgürce bir dil kurabilmek.

Görsel sanatlar dışında sanatın farklı alanından hangi figürler seni etkiledi? 

Nilgün Marmara’nın hayata bakışı ve yazın dünyası. Bir diğer önemli figür ise Heidegger. Kurduğum cümleleri ‘İnşa ediyorum’ cümlesiyle bitiriyorum. İnşa etmek mevzusuyla yaşam ve ölüm arasındaki dengeden bahsederken kendi yaptığım işlerde de bahsederken inşa etmek Almanca terimle ‘bauen’ kavramıyla var olmak, ikamet etmek, barınmak anlamındadır. Yapıtlarda da bu mevcut, hem barındığımız temelinde ikamet ettiğimiz yerler. Heidegger bu kavramı o kadar çok geniş ele alıyor ki her cümlesi benim için paha biçilmez şekilde yol vermiş oluyor. Bir çok yazısında kendi cümlelerimin sonunu bile onun kavramlarını yerleştiriyorum. 

Koleksiyonun yaptığın objeler var mı? 

Taş toplayıcısıyım. Sokakta, yerde, oraya ait olan ya da olmayan her türlü taş çeşidi ilgimi çekiyor. Taşlar farklı coğrafyaların bana göre önemli göstergeleri. Başka bir ruhları olduğunu düşünüyorum. Kabala inancına göre suyu içine çeken her şey canlıdır. Suyu boşalttığında ince bir ses çıkarıyor bu da suyu içine çektiğinin bir göstergesi. Yine Kabala inancında taşlar enerjiyi içine çekiyor ama insanlar kadar güçlü potansiyel enerji dışarı veremedikleri için canlı olarak görülmüyorlar. Fakat suyu içine çekmeleri canlı olduğuna dair bir ipucu veriyor. Fizik kurallarında açıklaması vardır ama benim için böyle farklı, gizil tarafı da mevcut. 

Sosyal medya ile ilişkin nasıl? 

Mesafeli bir şekilde içindeyim. Haberdar olmak için güzel bir alan ama sınırı olmayan bir girdap. İçerisinde kaybolabilirsin de. Moda gibi, kaygan bir zeminde dengede durmak gibi. Ona dönüşebilirsin de ya da ayıklayıp alıp kendi özünde kalabilirsin.  

İşlerinin konusu kent ile nasıl bağdaştı? 

Üniversitede iken Bağcılar’da oturuyordum ve her seferinde kıtalar arası yolculuk yapıyordum. Bu süreçte sürekli camdan dışarı baktığımda ritim halinde ilerleyen binalar, plazasıyla eski tarihi yapılarıyla birlikte iki farklı yaşam tarzını gözlemliyordum ve günlük hayatımın parçası olarak kaydettim. Yapılara olan keşfim her gün pencereden bakarken hayatımın bir parçası haline gelen, aynı coğrafya içindeki iki uç noktanın beni etkilemesiyle başladı. En başından beri hep kentle uğraştım. Fotoğrafını çektiğim şeylerin çizimlerini yaparken sonrasında fotoğrafını çektiğim yerlerin detaylarını kentin karmaşıklığını sadeleştirerek çizmeye başladım.

Sonrasındaki süreçlerde ‘Absürd Yerleşke’ olarak binaları renkli görseller olarak yerleştirdim. 2011’de yaptığım çizimlerdeki absürd formlar zaman içerisinde form olarak kayaya dönüşmüş oldu ve şimdi yaptığım serideki kayanın zemini hazırladı.

Sanat pratiğinde sorgulamaktan sıkılmadığın soru/tema?

Ne kadar kamusal olduğumuz sorusu. Aynı zamanda yaşam alanlarını ve yapıları her zaman merceğimde kaydediyorum. 

‘Gelecek İnşası’ serisi nasıl oluştu? 

Bu serideki üç işin temelinde de geleceğe dair özellikler var. Binaları tanıyoruz ama zeminden bahsettiğimizde bilmediğimiz bir yer var. Geleceğe dair bir yer. Orası distopik bir yer mi? Yaşanılmış bir yer mi? Yoksa terk edilmek üzere bir yer mi? Bize gelecek ile ilgili kaygılı soruyu sorduruyorlar. Bu amaçla da ıssız bir yerdeler. “Yapılar zamanın anıtlarıdır.” tümcesi inşa etmek eyleminin anahtarı aslında. Kent öyle bir olgu ki hangi zamanı yaşadığımıza dair göstergeler bu yapıtlar.